Duyguların serbestliği

Fotoğraf Ankara Kocatepe Caminin merdivenlerinden yakalanmış. Siyah, beyaz ve bu iki rengin birbirine geçerek gözümüze dokunduğu hallerini ortaya koymuş. Bununla da kalmamış daha da fazlasını yaparak simetri vurgusunu asıl tema olarak işlemiş. Burada geometrik parçaların fotoğraf  üzerinde yansımasını görmek mümkün olmakta. Fotoğraf matematiğe atıfta bulunurken zaman kavramını da es geçmemiş. Fotoğrafı izlerken zaman kavramının izdüşümlerinde hayal alemine dalmak mümkün olmakta. Eli cebinde arkası dönük adam ise gölgesini peşinde götürüyor. Tüm ayrıntılar bir cami avlusunda ve üstelik siyah beyazın asil yaklaşımıyla sunulmaktadır.

Hadi buna hikâye yaz dediğinizi duyar gibiyim. Yaşamımızdaki her nesnenin bir hikayesi mutlaka vardır. Bunların bazıları gerçek çoğunluğuysa bize hissettirdikleri kadar olmaktadır. Hissettiklerimiz ise genelde yaşanası olağan durumlardır. Fotoğraftaki bu serbest çalışmayı biz de yazımıza aktarıp siyah beyaz duygular üzerine serbest davranabiliriz belki.

Duygularımızı zamanında birileri isimlendirmiş. Gülüp oynadığımız neşeli olduğumuz anlar mutluluk olarak tanımlanmış. Neymiş aslında mutluluk?  Sebebi her ne olursa olsun kendimizi iyi hissettiğimiz anlar ve tüm bu anların birleştiğinde oluşturduğu zamanlar. Aslında serotonin bize yaptıkları ya da bizim ona yaptıklarımız. Mutluluk hissi her daim içimizdeki iyi yanlarımızın ortaya çıkmasına ve bir şeylere olan bağlılık ve sevgimizin artmasına sebep olur. Sevgi ise sözlüklerdeki tanımlarının dışında benim kafamdaki tarifiyle tam anlamıyla sebepsiz bir duygu. Ya vardı ya yoktur ya da sonradan oluşabilir. Eşyaya, bitkiye, hayvana ve kâinatın en muhteşem yaratılmışı olan insana. İşte insanı insan yapan en iyi ifadelerden birisi de sevmek ve nefret etmek. Bazen mutlu anlarımızın sevgiyi beslediğini düşünürüm. Mutsuz zamanlarımız nefretin açlığını gideren en iyi besindir.  Bir insanı ya da nesneyi sevdiğimizde işte o zaman başlar beklentili tüm anlar.

Tüm duygularımızın, birbirini dengeleyen arka yüzündeki yansımasıyla bir anlamı olur.  Zayıflıklarımızı unutturan güçlü yanlarımız. Başarısızlıklarımızı rafa kaldırabilmemize neden olan başarı kazandığımız o ilk an ve anımız. Yaşadıkça, gördükçe ve istedikçe beslenen umut ve umutsuzluklarımız. Bir karar verdiysen arkana bakmayacaksın yutup yoluna bakacaksın diyen aklımıza inat gene de kararsızlık çamuruna saplanmalarımız. Bazı itiraf edemediğimiz duygularımızı sessizlik denizine atıp susarken o en olmadık zamanda ortaya çıkıp zarara girecek olsak bile en son ayarda çıkan gür sesimiz. Yeryüzündeki kazançlarımız ve kayıplarımız.

Tüm bu duygularımızın simetrisi değil midir biz ve gölgemizi aynı yapan. Hep doğru olup doğrular için çalışıyor olmak gölgemizle kavga etmek gibi bir şey midir? Çok çalışıp çabalayıp değer görememek ise ne kadar acıdır. Çalışmak, dürüst olmak, güçlü durmak, irade sahibi olmak, iyiyi hayal etmek başarı getirmez miydi? Ya da sadece gölgenizin taktir ettiği insan mı olursunuz?  Zayıfın güçlüyü ezebildiği zamanlar mıdır içinde bulunduğumuz anlar? Ya da kendi gücümüzün farkında olamadığımız için midir yenilmeye mahkumiyetimiz ?

Bu sorduğum soruların hiçbirisine bugünlerde cevap veremiyorum. Sizlerin bir cevabı var mıdır?

Cingözün mahallesi

Fotoğraf karesindeki bu an, Ankara’nın Altındağ Belediyesi içinde bulunan ve tarihten kalan çeşitli eserlerinin yenilenmesi neticesinde eski günlerine dönemese de bugünü tüm renkleriyle ve heyecanıyla yaşamaya başlayan Hamamönü’nde yakalanarak ölümsüzleştirilmiş. Okumaya devam et “Cingözün mahallesi”