Karamsarlık

Fotoğraf İstanbul’un tarihi eser olarak ve mimari tarih bakımından en güzide yerlerinden biri olan Ayasofya’ da çekilmiştir.  Ayasofya, 532-537 yılları arasında patrik katedrali olarak inşa ettirilmiş ve 1453 yılında İstanbul’un Osmanlılar tarafından alınmasından sonra, Fatih Sultan Mehmet tarafından camiye dönüştürülmüştür. 1935 yılından beri ise müze olarak hizmet vermektedir.

Fotoğraf siyah beyaz doku üzerinde taştan bir yapının tüm soğukluğunu iliklerimize kadar hissettiriyor. Karşıdaki kocaman pencerenin camından süzülen güneş ışığının buz gibi bu temanın ısınmasına zerre kadar katkısı olmadığını görüyoruz. Fotoğraf, siyahın kasvetini beyaz gölgelerle aralamaya çalışırken kaygan yer taşları arasına serpiştirdiği bütün gizem tanelerini görücülerinin toplamasını istiyor.

Yaşamımızın bazı dönemlerinde yalnızlığın kollarında kaybolurken  bir yandan da çaresizlik denizinde boğulmamak için çırpınışlarımız olmuştur.  Kendimizi dört duvarın arasına sıkışıp kalmış ve karanlık, çıkmaz sokaklarda bulduğumuz olmuştur.  Bu durumdan kurtulmak için başvurduğumuz her çarenin ayaklarımızın altında kayan sert taşlar olarak karşımıza çıkması hayata umutla tutunmamızı zorlaştırmıştır. Çareler aradıkça taştan duvarlara denk gelmek ve güzel yarınlar için umut ışığının süzüldüğü pencereyi ıskalayarak arkamızda bırakmaksa yaşama karşı endişelerimizi perçinlemiştir.

Pencereden süzülen umut ışığı sayesinde siyahın beyaza kavuştuğu anda ruhumuz güvenli bir düzlüğe ilk adımı atmış olacaktır. Ruhumuzun doyuma ulaşacağı en yüksek tepeye ulaşma isteğiyse nefes almış olduğumuz her an için yeni umutların yeşermesini sağlayacaktır. Yaşam döngümüz içerisinde yer alan duvarlar, yer ve tavandan oluşan kutulara sıkışıp kaldığımızda öylece durup kurtulmayı beklemekse imkansızı istemekten başka bir şey olmayacaktır. Bu durum sadece içimizdeki evhamı beslerken giderek korktuklarımızla daha da yakınlaşmamızı sağlayacaktır.

Yaşamımızdaki tüm olumsuzlukların nedenlerinin en önemlilerinden birisi korku ve ona yavaş yavaş teslim olmaktır. Korkularımız hatta korktuklarımız yaşantımızın her anına ve alanını etkileyecek büyük gücü içerisinde barındırmaktadır. Korkularımızın karanlığının bizi dalgalı bir deniz gibi  içine çekmesine izin vermekse ışığa yönelmemizi tamamen engelleyecektir.  Çaresiz bir hastalığın kollarında her geçen gün daha da eriyip yavaş yavaş yok oluşumuzu destekleyecektir. Korku belasının bizi esir almaması için cesaret duygumuzu besleyecek ışıklara ihtiyaç olacaktır. Bu ışık yüreğimizin bir köşesinde biz ona arkamızı dönmediğimiz müddetçe mutlak surette var olacaktır.

Fotoğraf karamsarlık tohumlarını yüreğime atsa bile pencereden süzülen ışık hep bir çıkış yolunun olduğunu kulağıma yüksek sesle fısıldıyor. Her zaman çareler vardır!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir