Gün Batımı

Güneşin penceremin camından geçerek yüzüme dokunduğu bir güne mutlu, huzurlu ve umutlu bir tazelenmişlikle uyanmıştım, her zaman olduğu gibi. Bir türlü açamadığım gözlerime ovuşturarak yardımcı oldum. Sıcacık bir yaz sabahı ve her şey çok güzel olacaktı. Uyanmıştım artık ama güneşin pencereme kadar geldiğine hatta beni tüm sevecenliğiyle uyandırdığına inanmaksa daha gün başlamadan başlayan kocaman bir yalandı. Zira kuzey cephe giriş kat dairemin hiçbir yerinden güneşin kaçamak göz kırpışlarına bile rastlamak mümkün değildi. Ben sadece güneşe platoniktim imkânsız bir sevgiliydi güneş bana, sadece o kadar. Her gecenin sabahında mutlaka beni uyandıracak bir gülümsemesi ve batarken de hafiften de olsa göz kırpması olsun istiyordum işte çaresizce.

Doğuşunu da batışını da kovalarken yakalayabildiğim en güzel görüntülerini ölümsüzleştirmek için paylaşmalıydım sanki. Yer zaman önemsizken batışını yakalamıştım şimdi.

Kırmızıyla mavinin birbirinin içine geçişinin suyun üzerindeki yansımasına hayran olmamak elde değildi. Karanlığın içindeki lambalardan süzülen ışık huzmesinin suyun üzerindeki aksi ise, bir kadın elinin parmakları gibiydi. Güzelliği vurgulamak için tırnakların üzerine sürülmüş ışıltılı ojeler gibi gözümü dolduruyordu. İşte tam oradaki çekirdek çitleyerek oturan yorgun beş gençse bu güzelliğin belki farkında belki de değildiler.

Batarken tüm gizemiyle bir daha gelmeyecek korkusuyla ürperiyor içim birden karanlığın en sıcak aydınlığını düşününce.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir