Cingözün mahallesi

Fotoğraf karesindeki bu an, Ankara’nın Altındağ Belediyesi içinde bulunan ve tarihten kalan çeşitli eserlerinin yenilenmesi neticesinde eski günlerine dönemese de bugünü tüm renkleriyle ve heyecanıyla yaşamaya başlayan Hamamönü’nde yakalanarak ölümsüzleştirilmiş. Fotoğraf, 19. yüzyıla ilişkin olarak okuduğumuz tüm kitapların tozlu sayfalarında anlatılan olayların geçtiği mekanların hayalimizdeki yansıması gibidir adeta. Birisi üşenmeyip oturup çizmiş gibi ve çizerken de hiçbir detayı atlamadan gözler önüne sermiş gibi. Fotoğraftaki renklerse mekanın ve o anın dokusuna oldukça uygun ve uyumlu. Gökyüzü ve yeryüzü arasındaki bu tarihi doku uyumu tüm ciddiyetiyle ancak bu kadar güzel resmedilirken kuyruğu dik, keskin bakışlı bir tekir nüktesiyle dikkatleri başka bir tarafa çekebilirdi. Fotoğrafı çok beğendim sanatçısının ellerine sağlık demekten ve bize paylaşmamız için müsaade ettiği için teşekkür etmekten başka bir söz daha etmek düşemedi. Bir de, buna ilişkin küçük bir hikayemiz var pek tabiiki.

Eski ve genellikle iki katlı olan yaklaşık 20 evin bacasının dumanının tüttüğü güzel bir aile mahallesiydi bizimkisi. Mahalle sakinlerinin tamamı birbirini tanırdı. Mahallenin köşedeki tek girişinden, yabancı birisinin geldiğiyse hemen hissedilirdi. Adeta mahallenin havası, kokusu farklılaşırdı. Mahallemizin evleri gibi sakinleri de birbirine çok benzeyen ailelerdi. Tamirci Ahmet amcalar, bakkal Nuri abiler, terzi Melahat teyzeler, öğretmen Ayşe hanımlar, fırıncı Ziya amcalar ve Kasap Cavit abiler. Daha mahalleye girmeden Ziya Amcanın fırınından gelen o mis gibi ekmek kokusu ile mest olmamak imkansızdı. Cavit abinin sattığı et ise on numara beş yıldızdı ve civarda ciğer denildiğinde ilk akla gelen dükkandı. Hatta şehir dışından bile müşterileri olduğunu bilirdik. Ufak sımsıcak samimi bir aileydik biz. Cingöz ise ailemizin en önemli mensubu olmakla birlikte nüfusu Cavit abiye ait olup tam anlamıyla ciğercinin kedisiydi. Tüm hınzır ve hainliğiyle gün içerisinde mahallede uğramadığı hatırını sormadığı evini bırakmazdı Cingöz. Sabah erkenden fırını yoklar ve tüm evlerin etrafını gün boyu dolaşıp akşam vakti sahibine sadakatte kusursuz davranarak evine dönerdi.

Mahallede herkes birbirine saygılı, herkes birbirine içten sevgiyle bağlı ve en önemlisi paylaşımcıydı. Bir evin mutfağında pişen bir şey diğerlerinin evinin sofrasına mutlaka düşerdi. Mahallede bir evde sıkıntı ya da üzüntü varsa tüm evler sıkıntılı üzüntülü olurdu. Biri hastaysa tüm mahalle hastalanırdı adeta. Mahalledeki sevinçse tüm şehri kaplayacak kadar coşkulu olurdu ve etkisi aylarca sürerdi. Birinin düğünü tüm evlerin şenliği olurdu. Mutluluğunu ve üzüntüsünü birlikte yaşamayı bilen özenli, çok değerli zanaatkâr insanların semtiydi. Cingöz ise bu mahallenin açgözlü ama bir o kadar da sevimli kedisiydi. Bu mahalle cingözün mahallesiydi.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir