Hayat Bir Mücadele

Fotoğrafın (instagram:@gunselice_), ilk bakışta yazdıklarımla ilgisi olmadığı düşünülebilir. 

Tomurcuklanan dallar yaşamın bir döngü olduğu gerçeğini ortaya koyarken arkasındaki muhteşem mavilik her zaman için güzel bir çıkış sebebi olabileceğini anlatmaktadır.  Şahane güzelliğini elleri ile kapatmış utangaç bir kadın var gökyüzünün mavi ve beyazı arasında, tertemiz ve aydınlık.

Her gün,  bugün neşeli bir yazı yazayım diyorum kendime…O kadar keyifli olsun ki yazdıklarım, her okunduğunda okuyanların gülmekten gözünden yaşlar gelsin, karnına ağrılar girsin diye aklımdan geçiriyorum.

Ancak son üç beş yıldır, yaşadıklarımdan esinlenip anlatabileceğim gülünecek ve eğlenceli olabilecek pek bir konuya rastlayamadım desem yalan olmaz.

Bugüne kadar okuduğum ve etkilendiğim yazarların çoğunun yazdıkları da hep keder doludur nedense… Romanlar ve iyi eserler sanki kederden ve sorunlardan besleniyor olmalılar.

Dostoyevski; Suç ve Ceza’da Raskolnikov’un acıyan ruhunu, kendisi ve toplumla olan derin hesaplaşmasını, adaleti sağlamak için kendince bulmuş olduğu suç içerikli çözümleri, bunlar için kendince uydurduğu haklı olduğunu düşündüğü bahaneleri paylaşır. Yaşananlar hep kederli ve hep acıdır…

Kafka ise Dava’ da bir sabah uyandığında kendisini sebebini anlamadığı bir suç nedeniyle dava edilmiş bulan Josef K. ve Dönüşüm’de ise Gregor Samsa’nın dokuya uymayan hallerini bir böcekle özleştirmesi gerçekten inanılmaz içerikler barındırmaktadır. Kafka candır, ama onun yaşamı pekte içler açıcı olmamıştır. Kısacık ve çileli yaşamının tüm örgü ve örtüsünü ise yazdıklarına, günlüklerine, mektuplarına yansıtmayı çok ustaca başarmıştır.  “Abartıyorum çünkü anlaşılmak istiyorum” diyen yazar için acılar hep vardır ve hep olmuştur.! Zira “Ve her şeye rağmen bazen şuna inanıyorum: Eğer mutluluktan ölünüyorsa, bu benim başıma gelmeli.” diyerek yaşamdan beklentisini ortaya koymaktadır.

Sabahattin Ali ise kısacık yaşamına toplumsal acılardan ve sorunlardan beslenerek birçok eser sığdırmayı başarmıştır. Kürk Mantolu Madonna, Kuyucaklı Yusuf, İçimizdeki Şeytan ve diğerleri… Eserlerindeki başrol karakterler hep değişiktir ve hep bir farklı acıyı yaşamışlardır…

Yaşar Kemal ise daha geniş bir bakış açısıyla bir bölgeyi oluşturan kitlenin karşılaştığı engeller, hak arayışları, dram, yoksulluk, güç mücadeleleri gibi konulara  eserlerinde yer vermiştir. Ara sıra  acınacak durumları mizahi mizansenlerle ifade de etmiştir.

Ben bu örnekleri çoğaltabilirim ama burada bırakmak istiyorum…

Sonuç olarak kelimelerin inanılmaz gizemine sığınmadan, aykırılıkların hissettirdiği ıstırabı net bir şekilde paylaşmak ve rahatlamak istiyorum sanırım . “Dupduru bakan ve dürüst konuşan her şeyi seviyorum.” demiş Nietzsche. İşte bugün ben etrafa ve bugüne kadar olan yaşantımın içindeki olaylara şöyle bir bakındığımda Nietzsche iyi ki bu zamanlarda yaşamıyormuş diyorum. Zira sevebileceği, konuşan ve yaşayan bir canlı olmadığını fark ettiğinde kahrından ölürdü diye düşünüyorum.

Bense bu duygu ve düşüncelerimin yansıması olan karakterimizin daha çok doğruluktan beslenen yönlerinin aykırılık ya da uyumsuzluk olarak görülmesini reddediyor ve bunu haksızlık olarak görüyorum.

Bana göre, birileri herhangi bir bağı bulunmayan kişilere kendi keyfileri doğrultusunda kolayca haksızlık yapabiliyorsa günü geldiğinde bir gün bunu çekinmeden en yakını, arkadaşı ya da akrabasına hatta koskocaman bir kitleye de yapabilecektir. Kimilerine göre bu düşünce çok katı ve sert olarak algılanabilir belki ama Habil ve Kabil’den bu yana hikayeler böyle değil midir?

Fotoğrafın da söylediği gibi yaşam bir döngü ve olaylar da bu döngünün bize hissettirdikleri. Mevsimi geldiğinde kuruyan dallar canlanırken fırtınalı gökyüzü mutlaka sakinleşecektir. Beklemek, sabretmek ve inandıklarımızdan vazgeçmemek gerek.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir