Bünyan

  • Kayabaşı
    Kayabaşı
  • Mantı
    Mantı
  • Kayabaşı
    Kayabaşı
  • Pınarbaşı
    Pınarbaşı
  • Bünyan Halı Göbekli
    Bünyan Halı Göbekli
  • Bünyan Halı Sandıklı
    Bünyan Halı Sandıklı
  • Kayabaşı
    Kayabaşı
  • Bünyan Meydan
    Bünyan Meydan
  • Pınarbaşı
    Pınarbaşı
  • Ulucami
    Ulucami
  • Girebolu
    Girebolu

Hayatımın en güzel geçmesi gereken yıllarında bir Bünyanlı olmam hasebiyle bulunduğum yer…
Bünyanlı olup da Bünyan’ı sevmeyen, özlemeyen, içten içe hep orada olmayı düşlemeyen çok az kimse vardır. Fiziki olarak orada olmak istemeyenler de bir türlü oradan ruhlarını vazgeçiremezler. Bünyan efsunlu gibi çağırır kendine toprağından yetişeni. Hala tanımlayamadığım bir duygu kendine doğru çeker insanını ama aynı zamanda aynı oranda da bir şeyler hep iter… Yapısal olarak çok enteresan ve farklıdır. Toprağının, suyunun, havasının, doğasının ve insanın ruhlara dokunan, ilk kez gören birinde bile, kendini unutturmayan bir yanı vardır.

Eti’ler yani Hitit’ler tarafından yerleşim yeri olarak kullanıldığı tahmin edilen tarihi mağaraların olduğu Bünyan’ın aşağı mahallesinin kuşbakışı görülebileceği Kayabaşı’nın yakınında yukarı mahalledeydi doğup büyüdüğüm ev.  Buradan anlaşılacağı üzere Bünyan’ın tarihi geçmişi milattan öncelere dayanmakta ve bu doğrultuda bile turizme katkı çalışmaları yapılacak olsa avantajı çok olan bir yapı sergilemektedir. Hititliler döneminden Bünyan ve çevresinde özellikle Sultanhan’ında var olanlar dışında birçok tarihi yapıya rastlamak mümkündür diye düşünmekteyim. Hititler sonrasında Medler döneminde Bünyan’ın önemli bir yerleşim yeri olduğu gerçekliği ise bulunan “Ateş Sunağı” heykelinden anlaşılmakta olup burada bir dönem ateş dinin benimsendiği de anlaşılmaktadır. Volkanik yaylanın tam ortasında, Mazaka vadisinin doğu kenarında ve böylelikle Kapadokya’nın asıl merkez bölgesinin içinde bulunan Bünyan’nın Kayabaşı’ndaki mağaralarında Kapadokya’daki özellikleri görmek mümkündür fakat ilgisizlikten bilinirliği az hatta yoktur. Bu mağaralarda bir zamanlar Hristiyan Rumlar’ın ikamet ettiği düşünülmektedir. Bünyan tarihinde pek çok farklı medeniyeti bünyesinde barındırmıştır. Hititler, Rumlar, Ermeniler, Selçuklular, Moğollar, İlhanlılar Araplar ve Türkler benim bildiklerim. Bilmediklerim ise hala araştırılarak bulunması gerekenlerdir diye düşünmekteyim.

Tarih boyunca çok çeşitlilik göstermiş olan yapısı ile ve faklı medeniyetlerin yaşam alanı olmasının etkileriyle olsa gerek, ben orada oturduğum zamanlarda hatırladığım kadarıyla çok farklı şekillerde fiziki ayrımlar vardı. Aşağı mahalle, yukarı mahalle, konak, göçmen mahallesi gibi ve benim bilmediğim daha başka benzer ifadelerle… Benim hatırlayamayacağım zamanlarda Rum ve Ermenilerin yaşam alanı olan genellikle aşağıdaki mahalleler Hristiyan Mahallesi diye adlandırılırken yukarıda kalan diğer yerler ise Müslüman mahalleleri diye ayrılmıştı. Bünyan’ın kayalıkların olduğu yüksekte kalan yerleri yukarı mahalle diye adlandırılırken yokuştan aşağı inildiğinde düzlükte kalan yerleşim yerleriyse aşağı mahalle olarak bilinir.

Ben bir yukarı mahalleli olarak ismini hatırlayamadığım çeşitlilikte doğal güzelliğe sahip birçok mesire yeri ve görülmeye değer tarihi değerlerinin olduğunu ama hala kıymetlendirme girişimlerinin ve girişimcilerinin olmadığını biliyorum. Benim mahallem olan Cami Cedit’in az ilerisindeki İbrahimbey Mahallesi’ne ait olan ve tarihin gizemini tüm ürpertisiyle taşıdığını düşündüğüm Konak’ın o kocaman ihtişamlı taş kapısından içeri girerken bile çocuk kafamdan bin bir çeşit farklı hayalin geçtiğini hatırlıyorum. Hala duruyor mu bilmiyorum ama o sokakta oturan komşuları ziyaret etmek istediğimizde, mesken kapılarından önce, kocaman bir taş kapının bizleri karşıladığı bir gerçekti. Evimize az biraz uzaktaki Ulucami anlatılmadan direk görülmeli bence. Doğal güzelliklerini hatırlamaya çalıştığındaysa Kayabaşısı, Başgölü, Pınarbaşısı benim bildiğim bazılarıydı bilmediklerim ise bunların yanında daha da fazlaydı.

Dur denmez ise azıcık bildiklerimle o küçücük Bünyan’ı anlata analata bitiremem. Bünyanlının ağzının tadını bildiği gerçeğini ise asla atlayarak geçemem. Mantı, su böreği, içli köfte, kete, serçe parmak boyutunda yaprak sarma ve aklıma gelmeyen daha bir çok bilindik yemek Bünyanlının elinden bilinmedik farklı boyutta lezzetle sunulur sofralara. Hele de cıvıklısı (kıymalı pide) henüz hiçbir yerde daha lezzetlisini yemedim desem yalan olmaz.

Yemyeşildir Bünyan … Toprağından yetişen her ürünün bambaşka tadı vardır. Cevizini içi boşu yok denecek kadar azdır tadı da damağınızda kalır, kaysısı yüzünüzü güldürür, elması gözünüzü doyurur, girebolusu şifa verir ve daha da neler neler… Kısacası bakılırsa bağ olur Bünyan…

Bünyan denince akla ilk gelen şeylerden biri de halıdır ki çocukluğumda mahalledeki her evde mutlaka en az iki tane halı tezgahı olurdu. Kirkit sesleri horoz seslerinden önce şenlendirirdi mahallemizi. Halı tezgahını dokuma için anneannem hazırlardı. Halıyı beyaz kalın iplerle çözer bitince tezgahı duvara dayardı. Halının tezgahı, ipi, dokumada kullanılan alet edevatları her şeyi özeldi. Sonra da modeline göre günlük sıralarını dokurlar akşam olunca da halı makasıyla kesilirdi kırpıkları. El emeği göz nuru Bünyan halısı birkaç nesil sonra artık hiç mi bilinmeyecek?!

Bu kadar güzelliklerin yanı sıra Bünyan için en olumsuz ifade gelişememiş ve tanınmamış olarak kalmasıdır ki bunun sebebi bence biz Bünyanlılarız…

Benim anlattıklarımı görmek ve bilmediğim diğer güzelliklerini keşfetmek isterseniz yolunuzu mutlaka bizim oralara düşürün derim. Gitmişken de anneannemi ziyaret edin size anlatacak eski bir dünya hikâyesi ve ikram edecek lezzetli bir şeyleri mutlaka vardır.

“Bünyan” için 2 yorum

  1. Özgür cüm bayıldım.. Gerçekten okurken sanki orada yaşadım ve düşledim. En kısa zamanda inşallah yolum oralara düşer…
    Bu güzel betimleme ve tasvir için çok teşekkürler…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir