Yaşamın İçinden Sesler

Siyah beyaz resimleri her zaman çok sevmişimdir.

Konulu bir siyah beyazı yakalayabilmekte ayrıca çok büyük bir yetenek olmalı.  İzmir Karşıyaka sahilinde çekilmiş bu fotoğrafa tek kelimeyle bayıldım. Benim zihnimde o kadar çok farklı düşünceler oluşturduk ki. Buna bir değil bin tane bile hikaye yazılabilir diye düşünüyorum.

Biz büyüdükçe çocukluğumuz her geçen gün daha da geride kalıyor. Çocukluğumuzun güzel, saf ve temiz duygularına koştukça hep engeller engebeler çıkıyor karşımıza. Sessiz sakin kendi halindeki çınar bile çocukluğumuzun üzerine doğru eğilmeyi tercih ediyor. Çocukluğumuz arkamızdan ne kadar da koşsa biz ondan büyük bir hızla uzaklaşıyoruz, dönüp bir bakmadan.

Yaşlı çınar ise gövdesini eğse bile, dallarındaki yaprakları yemyeşil ve ısrarla zamana meydan okumaya devam ediyor.  Gövdesinin zamanın yükünü taşımaya gücü yetmemiş. Yıllarca duyduğu ve gördüğü sırların ağırlığı belini bükmüş. Çok yorulmuş çok yıpranmış ama gönlü geçmemiş. Her mevsimi gereğince yaşamayı bilmiş. İlkbaharda yapraklarını yeşertmiş, sonbaharda sarartmış. Yaşamaktan ve çocuk kalmaktan vazgeçmemiş.

Bebek doğup, çocuk olup ,gençliğe koşup ve yaşlılığı ağırdan alıp sonra yok oluşun kucağına düşmek tabiatın gerçeğini yaşamış olmak demek. Bu gerçek herkese adil davranmıyor olsada…Herkes bu doğal süreci akışında yaşayamasa da… Çok erken, sırası gelmemişken yok oluşa sarılsa bile… Yaşamak yaşadığın gün kadar güzel.

Yaşadığımız, gördüğümüz, duyduğumuz, bildiğimiz ve hatta bunların tümünün olumlu olumsuz halleriyle düşünüyorum, yaşamı bir bütün olarak. Çocuklukta tertemiz saf olan her şeyin yaşadığımız her günle değişimi farklılaşması, zamana yenilmesi kaygılarımın artmasına ve düşüncelerimin bulanıklaşmasına neden oluyor. Murathan Mungan’ın da dediği gibi “Yenik düşüyor her şey zamana,Biz büyüdük ve kirlendi dünya “. Bunun tersi mümkün olabilir miydi? Hiç bilemiyorum. Acaba zamana yenilmeyen  var mıdır? Dünyanın her geçen gün güzelleştiğine beni ikna edebilecek bir mucize olur mu?

Leblebi tozu bile çocukluğumda güzeldi. Hüplediğimde yüzüme yapışıyor, lezzeti ise damağımı gıdıklarken mutluluğum ise her halimden anlaşılabiliyordu. Bugünün dünyasında hiç bir şeyden tatmin olamayan çocukları düşündüğümde bendeki bu mutluluk hissini bakkaldan üç kuruşa aldığım avuç içimi bile doldurmayan, azıcık leblebi tozu yapıyordu, evet….Hoş şimdilerde leblebinin kendisi bile boğazıma takılıp kalıyor.

Şimdilerde yaşlılığımızın çocukluğumuzdan hızla uzaklaşması da bu güzel anıların yerini alabilecek güzelliklerin kalmayışındandır, belkide.

Yaşlı çınar belin bükülmesin. Hep doğup büyüyeceğiz ve sen hep bizi izlemeye devam edeceksin. Kimler gelecek kimler geçecek. Sen daha ne anılara ve anlara şahit olmaya devem edeceksin. Gökyüzü hep geceyi sabaha saracak ve sen de buna hep seyirci kalacaksın.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir