Ah O Eski Günler

Sarı boyalı pencereleri demirli ev, çocukluğumu ve çocuk kalbimdeki eski günleri hatırlattı bana. Bu fotoğraf Kayseri’nin Hacılar ilçesi sokaklarından hala nefes alıp veren zamana meydan okuyan bir kareyi gözlerimizin önüne sermektedir. Eskiyen zamanla, eskiyen evler, eskiyen insanlar ve eskiyen yerler…Yorgun nesneler, bedenler ve ruhlar…

Bana ve ah o eski günler dedirten duygularımın sesine kulak verecek olursak orada geçmişin saf ve çıkarsız temiz görüntüsünün mırıltılarını duymamak için gerçekten sağır olmak gerek.

Kayseri’nin Bünyan ilçesinin Cami Cedit Mahallesinde bulunan boyaları dökülmüş sarı siluetli, sevgili güzel ailemin yaşam alanı eski bina, gözlerimin önüne geliyor. Tahta çerçeveli pencerelerin etrafındaki kare kare demir korumalarsa eve girmek için o karelerin içinden süzülerek geçmek zorunda kalışımdaki heyecanı hatırlatıyor bana. Evin anahtarını her zaman kapının arkasında unutmamızı, sürekli tekrar eden kapıda kalma eylemimizi ve pencereden içeriye girmenin en iyi çözüm olduğu zamanları hafızamdaki tozlanmış yerinden çıkartıyor. Ve annemin o pencereyi mecburen hep açık bırakmak zorunda kalışını unutturamıyor. Ne kadar da önemli ve başarılı bir işti benim için bu soruna çözüm olabilmek, bir işe yarıyor olmak. Cılız, sıska ama esnek olan minik bedenimin o küçücük alandan geçebiliyor olması atomu parçalamak kadar önemli bir konuydu o zamanlarda esasen…

Pek çok anımın bulunduğu, çocukluğumun ve gençlik dönemlerimin tüm acı tatlı zamanlarının şahidi Arnavut kaldırımı sokaktaki her zaman ıhlamur kokan dedemin sarı boyalı evi. Bu fotoğraf kendi içselliğimde kaybolmama sebep olup kızgınlık, kırgınlık, özlem ve mutluluk duygularını aynı anda yaşamama sebep olurken ah o eski günler dedirtiyor bana.

Anılarımdaki adı “sal” olan evimizin önünde duran  dinlenme noktası geliyor birden aklıma. Basit bir işlevi varmış gibi görünse de aslında ne çok önemli anlara ve anılara şahit olmuştur kendileri kim bilir. Malum, bakıldığında çokta azımsanmayacak kadar önemli bir hizmet sunmaktadır topluma. Ne de olsa kim olursa olsun ayırt etmeden hizmetini yerine getirmek için inşa edilmiştir. Adını koyamadığım bir duygu ile anmış olduğum o eski günlerin en önemli nesnelerinden biri ve hemen hemen her evin önünde mevcuttu. İnsanların oturması için taştan, betondan yapılmış evle bütünleşmiş çokta rahat olmayan oturak, koltuk. Genellikle mahallenin tüm kadınları ev işlerini bitirdikten sonra kendilerini kapılarının önündeki sala bırakırlar ve hep bir araya gelip sokakta geleni getirip gideni götürerek zaman öldürürlerdi. Bir dolu gözle geleni getirmek gideni götürmek ve tanıdık tanımadık her kim olursa olsun mutlaka laf atmak… Geleni geldiğine, geçeni geçtiğine, gideni gittiğine bilmeden de olsa pişman etmek:)

Bizim Arnavut kaldırımı sokağımızın en güzel evi dedeminkiydi bence… Benim küçücük bedenim ve narin ruhum için ne ihtişamlı ama ne kocamandı. Namı değer “Yukarı Mahalledeki” dedemin evinin karşısında bulunan caminin bahçesindeki dev ıhlamur ağacı tüm mahalleyi hoş kokusuyla etkisi altına alırken benim de beynimde o ilgili yeri uyararak burnumun direğini sızlatıyor.

Hiç susmadan bozuk musluk gibi cır cır dökülen iç sesimin şırıltılarında gözlerimin aklının önüne şu anda eski çipilli geliyor. Gözüme ihtişamlı görünen sarı boyalı dedemin kocaman kocayan evininin karşısındaki çipilli. Çipilli; musluğundan tertemiz akan buz gibi suyundan herkesin nasiplenebildiği mahallemizin karşılık beklemeyen çeşmesi. Çeşmenin suyunun içine aktığı arg yani havuzun başı oyunlar oynadığım çocukluk ve soluklandığım gençlik yıllarımın şahidi. Çipillinin tepesindeki at kestanesi mevsimi geldiğinde dikenleriyle ortalığa dökülürdü. Cami merdivenlerinin yanı başındaki çok fazla kullanılmaktan parlayan beton kaydıraç çocukluğumun en eğlenceli ve en tehlikeli oyuncağı.

İşte bu fotoğraf duygularımın eskiye takılarak tökezleyip düşmesine ve benim bugünden yaklaşık 30 yıl öncesine hızlıca yolculuk etmeme sebep oldu. Şimdi gidip görseniz bu benim yazdıklarıma inanamayacaksınız çünkü bu söylediklerimin birçoğu artık sadece benim anılarımda. Onlarda zamanla zamanda kayboldu ve bana her seferinde ahhhh o eski günler dedirten yeni görüntüleri kaldı…

Yürürken terlik uçlarımın takıldığı, çoğunlukla yere kapaklandığım için yaramın beremin hiç ekisk olmadığı Arnavut kaldırımı artık sadece ahhh o eski günlerde kaldı…

Ve sanki ben de…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir